Hayatı '0' derecede yaşamak...
Budur belki de en iyi denge...Ne üşümek..Ne de kavrulmak...Başlıngıç ve son...Doğum ve ölüm.."0"dır herşeyin en kararlı olduğu nokta...Hayatımızın merkezide "0" değil midir?!O'nu hayatımın merkezinde tutamadım...'0'derecede durmakla kalmadı..Camdan bi küreye koydum O'nu...O'na olan sevgimi orda izleyip mutlu oluyordum ama orda kalmadı.Gittikçe büyüdü cam çatladı,derece arttı kararlılık bozuldu'0'derece uçtu gitti gitti ellerimden...Kırılan cam parçalarının acısını hisettim tüm benliğimde..Bu acı,bu parçalanan cam kırıkları içimdeki ipek böceğine de sıçramaya başladı...İşte en acısı buydu...İpek böceğimin ölümünden korkmak...özünde kendi ölümümden korkmaktı...histtetiğim...O ölürse bende ölürüm..!İçimizdeki ipek böcekleridir bizleri yaşatan...Hayatımıza anlam katan..
Bu sefer sevgimi merkeze almamaya kararverdim.Umutları öldürdüm...gömdüm en derinlere..En dışa bıraktım O'nu...Şimdi merkezde somut kavramlar oturuyor.His...Ruh..Mutluluk...Mutsuzluk...hiçbir duygumyer almıyor o merkezde...Hepsi kayboldu karanlıkta,gölgelerini bırakmaksızın karanlığa göç etti...
herseyin bir sonu olması gerekmez....
bulamadı ki bitürlü çıkışını yolun başınıda unutmuştu...nerdeydi onuda bilmiyordu..gittikçe karanlık oluyordu sanki ortalık...dan'de nerdeydi?!uyumadan önce yanında ona şarkı sölüyordu sanki?!yanılıyor muydu ki?!uyandğında kendini başka bi yerde bulmuştu daha önce hiç gitmediği biyerde neresiydi ki burası...karanlık, o kapıdan o kapıya açılın, değişik biyerdi çıkışını bulamıyordu...bi kapı'ya geldi dikkatini çekti kapının altındaki ışık sızıntısı...içerden sıcak birazda ürkünç bir ışık sızıyordu ayaklarına...kapıyı usulca açtı ki karşısında oturan her gece onu rahatsız eden o ürkünç suratlı adamdı.bu sefer suratında o pis sırıtış yoktu,aksine bi masumluk çökmüştü yüzüne bi nur gelmişti adeta...özür diler gibi bakıyordu yüzüne...sordu ona "nerdeyim ben neden buraya geldim?!"..kötü suratlı adam oturmasını işaret etti,başladı anlatmaya;seni her gece rüyalarında rahatsız ettim buraya gelmen için fısıldadığım kulağına geel diye çağırdığım yer burasıydı..senin kendi kendine gelmeyeceğini ona yaptıklarını farketmeyeceğini anlayınca ben geldim üzüldüm senin sana yaptıklarına...dayanamadım...öyle kötü davranıyorsun ki kendine sen o'nun gözünde benim senin karabasanın olduğum gibisin..aranızda öyle uçurumlar oluştu ki..öyle uzaklaştın ki ondan artık onun tekrardan sende hüküm sürmesi sana hayat vermesi ve seni tekrardan sana kazandırması imkânsız belkide..kız birşey soracak gibi oldu susturdu onu...soracaksın şimdi 'o' diye bahsedip durduğun kim diye..sadece ruhun...senin özün...kimliğin...öyle incittinki onu...
p.s:sonunu yansıtamadım sanırım istediğim gibi olmayınca hiç olmasın daha iyi dedim
cünkü sonlar mutsuzluktur herzaman.......
bulut üssü...
Buharlaştığını hissetti Cleo..yavaş yavaş bulutlara yükseldiğini,yansımasının kaybolduğunu,gölgesinin yok olduğunu anladı,farketti..Dün gece dünyaya mor bulutların üstünden bakmaktı bugün için olan dileği gerçek mi olmuştu ne?!Herşey güzeldi bulutların üstünden,herşey mükkemeldi...aradığı,hayâl ettiği yerdeydi...neresiydi ki burası tam olarak bir anda kafasını çarptığını hissetti...herşey kaybolmuş gibiydi...evet..kaybolmuştu herşey...kendini kalabalık,çok kalabalık biryerde bulmuştu...herkes ağlıyordu.anlam veremedi...ve sonra farkettiki cleo kendi cenaze törenindeydi...saçlarına dokundu annesinin göz yaşlarını silmek istedi ama olmadı ve anladı ki ölmüştü cleo...